5 Haziran 2014 Perşembe

TİM İnovasyon Haftası, İzmir, 30.05.2014 – Açılış Konuşması

Prof. Dr. Davut Kavranoğlu, 
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı
Türkiye İhracatçılar Meclisinin değerli başkanı ve üyeleri, çok değerli bilim insanları, sevgili öğrenciler, hanımefendiler, beyefendiler, sözlerime başlarken sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Bu benim katıldığım TİM tarafından düzenlenen 3. Türkiye İnovasyon Haftası toplantısı. Bu noktada geçen yıl İstanbul’da bu etkinliğin sunuculuğunu yapan çok değerli sanatçımız Kenan Işık beyefendiye Allah’tan acil şifalar vermesini diliyorum.
TİM’i inovasyon’un öneminin anlaşılması ve yaşanması için gösterdiği çabayı alkışlıyorum.  
Türkiye’nin arzulanan ekonomik seviyeye gelmesinin tek çaresinin inovasyonda gördüğünün açık ifadesi olan bu etkinliklerin artarak devam etmesini diliyorum.
Değerli dostlar,
Türkiye çok hızlı bir değişim ve gelişme sürecinden geçiyor.
1963’de TÜBİTAK kurulduğunda Türkiye’nin toplam ihracatı 350 Milyon Dolardı. 60’lı yılların sonunda biz ilkokula giderken Amerika’dan süt tozu ve un şeklinde gıda yardımı alan bir ülkeydik. Her öğlen okulun bahçesinde kazan kaynatılır ve süt tozlarından süt yapılır bize içirilir, yakındaki fırında da ekmek yaptırılıp bize verilirdi.
Bu hatırayı Güney Koreli bilim Bakanının bulunduğu bir toplantıda paylaştığımda kendisi bana, biz de aynı hatırayı yaşamıştık dedi.
Yani, 40-50 sene önce bizler gıda yardımı alan bir ülkeydik.
Şükürler olsun geçen yıl dünyaya 3,5 Milyar Dolar insani yardım yapan, dünyadaki yardıma muhtaç insanlara cömertçe destek olan bir ülke haline geldik.
1982’de Türkiye’nin yaptığı ihracat 2 Milyar Dolar seviyesindeydi.
1980’lerin ortalarına kadar Türkiye kapalı bir ekonomiye sahipti. Ben 1985’te Amerika’ya Master ve Doktora yapmaya giderken, 600 Dolar almak için Merkez bankasında bir dolu bürokrasi ile uğraştığımı hatırlıyorum.
Bizim İstanbul-Bostancı’daki 358 ile başlayan telefon hattımızı satarak bir daire daha alınabiliyordu. Rahmetli Özal’ın Başbakan olması ile Türkiye’de işler hızla değişmeye başladı.
Daha 90’lara varmadan Türkiye’de müracaat eden herkese kısa zamanda istediği kadar hat bağlanmaya başladı.
Özal Türkiye’ye, Türk insanına güvendi ve önümüzü açtı. Bizleri eğitim için yurt dışına gönderdi, iş adamlarını yanına alıp ihracat yapmaya, yurt dışında iş yapmaya götürdü. İnsanımıza Dünya’dan korkmamayı öğretti. Bir paradigma değişikliği yaptı.
Özal’ı bu yaptıklarından dolayı çok eleştirenler, kızanlar oldu. Ama Özal haklı çıktı. Türkiye hızla değişmeye, kalkınmaya başladı.
Bu hızlı kalkınma ve hamle devri, 28 Şubat darbesi ve takip eden soygun dönemi ile bitirilmek istenmişti, ama buna rağmen 2002’ye geldiğimizde Türkiye 35 Milyar dolar ihracat yapan bir ülkeydi artık.
2001 ekonomik yıkımının ardından sayın Başbakanımız ve şimdiki hükümetimiz iş başına geldi. Son 11 yılda Türkiye sessiz bir devrim yaşadı. Kişi başına Milli Gelir 3 Bin Dolarlardan 11 Bin Dolar seviyelerine geldi.
İhracatımız 35 Milyar dolardan 152 Milyar Dolar seviyesine geldi.
Türkiye sahip olduğu 6 Bin Km bölünmüş yola 17 Bin Km daha yeni yol ilave etti.
Türkiye hızlı tren ile tanıştı.
Türk Hava Yolları gururumuz oldu ve dünyanın en beğenilen hava yollarından birisi haline geldi.
Türkiye sağlıkta da çok büyük bir dönüşüm yaşadı, dünyada benzeri olmayan bir sosyal devlet anlayışı sağlıkta hayata geçti.
Demokratikleşmede çok büyük mesafe kat ettik. Olağanüstü hal kalktı, işkence yok, başörtüsü üniversitelerde ve kamuda, serbest Kürtçe TV var...
Bu son 11 yıldaki sağlanan başarılar, toplum olarak bize yeni bir öz güven verdi. İnandık ki 10 yılda bu kadar büyük ilerleme sağlayan Türkiye çok daha fazlasını yapabilir!
Bu öz güveni 2023 vizyonu adı altında isimlendirdik ve dedik ki, Türkiye 2023’te 500 Milyar Dolar ihracat yapacak.
Kişi başına Milli Gelir 25,000 Dolar olacak.
Türkiye Dünyanın en büyük 10 ekonomisinden birisi olacak!
Tam zamanlı araştırmacı sayımız bugün bulunduğu 90 bin seviyesinden 300 Bin kişi seviyesine gelecek.
Ar-Ge ye ayrılan kaynak bugün bulunduğu %0,92 seviyesinden, yılda %3 seviyesine gelecek. Yani bu yıl Ar-Ge ye 8 Milyar dolar harcayan Türkiye 2023’te Ar-Ge’ye 60 Milyar Dolar harcayacak!
Bu hedefler açıklandığında Türkiye’de alışık olmadığımız başka bir şey oldu, Muhalefet iktidarın her dediğine karşı çıkmak yerine, bu hedef düşük, 2023 ihracat hedefi 750 Miyar Dolar olması lazım dedi!
Toplum olarak, iktidarı-muhalefeti ile, sivil toplum kuruluşları ile biz 2023 hedeflerini sevdik ve benimsedik!
Değerli Dostlar,
Bu salonda bulunan bizler, Türkiye’nin gelişmiş, kalkınmış bir ülke olmasına giden çabasının, Bilimden, Teknoloji’den, Bilgiden, İnovasyondan geçtiğine, yani kısaca Bilgi Ekonomisine Geçiş ile mümkün  olabileceğine inanıyoruz. 
Hiçbirimiz 500 Milyar dolar ihracat hedefine bugün sattığımız mallardan daha fazla satarak, miktarı artırarak varacağımıza inanmıyoruz. Daha fazla domates, hıyar, fındık, limon satarak bu hedeflere varamayız diye hepimiz biliyoruz. Zaten  bizim ihracatımızın %95’i artık sanayi ürünleri. Bizim sattığımız ürünlerin miktarını artırmaktan daha da önemlisi, bunların niteliğini artırmaya ihtiyacımız olduğunda da hemfikiriz. Bilhassa TİM bunun farkında ve bu bilinci yaymak için bu tür etkinlikler düzenliyor.
Müsiad geçtiğimiz yıllarda bir rapor yayınlayarak bizleri Orta Gelir Tuzağı konusunda uyardı. Şimdi bizim bulunduğumuz nokta işte tam bu nokta, yani bulunduğumuz yer orta gelir bölgesi, bunu mutlaka aşacak dönüşümü yapmaya mecburuz, aksi halde burada kalıcı hale geliriz.
Bu kanaati de bilhassa son yıllarda herkes tekrar, tekrar dile getiriyor. Peki bu neden olmuyor acaba? Biz neden Bilgi Ekonomisine bir türlü geçemiyoruz ve sıçrama yapamıyoruz?
Nasıl ki Karpuz, Karpuz diyerek karpuzun tadına varılamaz, karpuz ısırılarak tadı anlaşılır; artık bizim de Bilgi Ekonomisine Geçiş için kararlı adımlar atmamız gerekiyor. Devlet olarak ve bütün bir Türkiye toplumu olarak bunları yapmamız gerekiyor.
Ulaştırmada, turizmde, sağlıkta attığımız gibi Bilgi Ekonomisine geçişte de kararlı adımları daha fazla geciktirmeden hep birlikte atmamız gerekiyor!
Bilgi Ekonomisinin faydalarından, faziletlerinden bahsetmek yetmiyor, adımları atmadan Türkiye’yi kalkındıramayız.
Yıllardan beridir bizler Türkçe olarak ısrarla bu konunun öneminden bahsediyoruz. Bin bir örnek ile bu dönüşümün ne kadar hayati öneme sahip olduğunu anlatıyoruz.
Dün bu salonda olduğu gibi, dünya çapında itibara sahip değerli misafirlerimiz gelip başka ülkelerden örnekler vererek dönüşümün ne kadar önemli olduğunu bizlere anlatıyorlar!
Artık hepimiz anladık, ikna olduk, tamam! Bilgi Ekonomisine geçmek iyi ve gerekli bir şey, İnovasyon şart!
Tamam da neden olmuyor? Sebep nedir?
Acaba Ar-Ge için yeteri kadar para mı ayırmıyoruz?
Baktığımızda görüyoruz ki biz devlet olarak Ar-Ge’ye ayırdığımız kaynağın tümünü verecek kaliteli proje bulamıyoruz.
2002’de GSMH’nın %0,45’ini ayırıyorduk, yani yaklaşık 1 milyar dolar Ar-ge ye harcıyorduk. Bugün ise GSMH yaklaşık 4 katına çıktı, bizim ayırdığımız pay da %0,92’ye çıktı, yani yılda yaklaşık 8 Milyar Dolar Ar-Ge’ye harcıyoruz.
Son 11 yılda Ar-ge’ye ayırdığımız para 8 katına çıktı!
Peki biz Ar-Ge’ye bu yıl, bulunduğumuz durumda %0,92 değil de %9 pay ayırsak, yani 70 milyar Dolar ayırsak çok bir şey değişir mi?  Bence değişmez, sadece israf artar.
Demek ki bizim problemimiz para ayırma problemi değil!
Acaba Bilime, Teknolojiye mi inanmıyoruz?
Hayır, herkes bizim sıçramamızın Bilime, Teknolojiye dayalı, yüksek katma değerli bir ekonomiye geçmemiz ile olacağını söylüyor.

Problem nedir peki?
Problem: Sistem Problemi, Sistem!
Yani güzel ülkemizin, eski Türkiye’den devraldığı Bilim, Teknoloji, Üniversite, girişimci, sanayileşme, yatırım politikalarını yeni Türkiye hedefleri ile uyumlu bir şekilde yeniden oluşturmamız gerekiyor. Burada ben küçük adımlardan, teşvik paketleri açıklamaktan değil, bakışımızı kökünden değiştirmekten, yani Paradigma Değişikliğinden bahsediyorum. Biz bu paradigma değişikliklerini, turizmde, sağlıkta, ulaştırmada yaptık ve Türkiye bu konularda tereddütsüz çok büyük sıçramalar yaşadı.
Eski Türkiye için o günün şartları ile biçilmiş olan elbise, yeni Türkiye’ye dar geliyor?  Türkiye’nin acilen yeni bir elbiseye ihtiyacı var.   
Bu dönüşümü geciktirdiğimiz her gün bizi 2023 hedeflerinden uzaklaştırma tehlikesini birlikte getiriyor.
Kısacası biz eski Türkiye’nin sistemini değiştirmedikçe, Ar-Ge’ye ne kadar kaynak ayırsak ayıralım, çok şey değişmez! Çünkü problem kaynak problemi değil, sistem problemidir!
Peki yuvarlak lafı bırak hoca, sadede gel! Neyi eksik yapıyoruz derseniz, dar gelen elbiseler nedir kısaca söyleyeyim:
1- 1980 darbe yönetiminden devir aldığımız Yüksek Öğretim Sistemi ile Türkiye Bilgi Ekonomisine geçemez. Bu düzen ile, bilim yapılamaz, Bilgi Üretilmez. 1980’den beri bütün siyasi partiler YÖK’ten şikayetçi oldu, YÖK’ü kaldıracağına söz verdi ve yeni, güzel bir sisteme geçeceğine de söz verdi.
Çok haklılar, Yükseköğretim sistemini değişmek ihtiyacı her şeyin başında gelir.
Artık gelişmiş dünyada üniversiteler sadece hocaları ve öğrencileri ilgilendiren bir konu olarak görülmüyor; üniversiteler bulundukları ülkeleri stratejik, ekonomik ve sosyal olarak sürükleyecek bir role sahiptirler. Yani üniversiteler liseden sonra gidilen bir sonraki mektep olamazlar!
Çok iyi çalışan, dünyanın önde gelen üniversitelerine sahip olmayan bir ülkenin dünyanın önde gelen ekonomilerinden birisine sahip olması mümkün değildir.
Bizim bir an önce, 1980’lerde ideolojik amaçla kurulan sistemden, evrensel standartlarda ideolojik amaçla yazılmayan bir yükseköğretim kanununa geçmemize ihtiyaç var. Bu konuda şimdiye kadar yapılan çalışmalar maalesef tatmin edici olmaktan uzaktı, ama artık gereğini yapma zamanı geldi ve geçiyor.
Lise seviyesinde ve Lise sonrası Mesleki yüksek öğretim konusunu acilen ele almamız ve ıslah etmemiz gerekiyor. Türkiye’nin kaliteli teknik eleman ihtiyacı var.
2- Devletimizin Bilim-Teknoloji Politikaları oluşturan bir siyasi mekanizması yok. Esas olarak bu konu geleneksel olarak bürokrasiye bırakılmış ve uzun yıllardan beri değişmeyen geleneğimizdir.
Eski Türkiye’de nasıl güvenlik politikaları askerlere bırakılmış bir alandı, Bilim Teknoloji Politikaları da Bilimsel ve Teknolojik bürokrasiye bırakılmıştı.
Siyaset güvenlik ve terörle mücadele konusunda politika belirleme vazifesini üzerine aldı ve bugün şükürler olsun Türkiye’de bir barış süreci var ve 1 yıldır şehit cenazeleri gelmiyor, analar ağlamıyor.
Aynı şekilde Bilim Teknoloji politikaları da siyasetin asli ve devredilemez vazifesi olarak üstlenilmeli ve kararlı adımlar atılmalıdır.
Aslında, sadece bu konularda değil, her konuda politika belirlemek siyasetin asli ve devredilemez bir vazifesidir.
Uzman diyerek, bürokrasiye politika belirleme inisiyatifi verildiğinde, Bürokrasi her zaman kendisini daha fazla güçlendirir ve vaz geçilemez hale getirmek ister.
3- Devletimiz Tekstilde, Turizm’de inşaat sektöründe, gıda üretiminde üretici konumundan çekildi ve artık bu sektörlerde oyuncu değil. Sadece politika belirliyor ve denetliyor, iş veriyor!
Ama, iş Bilime Teknolojiye gelince devlet hala bu konularda açık ara en güçlü üretici konumda. TÜBİTAK Enstitüleri, ASELSAN, TAİ, HAVELSAN, BELBİM, BİMTAŞ...gibi kamu şirketleri devletin teknoloji ihtiyaçlarını karşılayan konumdalar. Devlet kolayca ve fiyatı da sorun etmeden kolayca teknolojik ihtiyaçlarını bu kamu şirketlerinde temin etme yoluna gidiyor.
Genç girişimcilere ve özel sektöre ise yutkunmak ve sabır düşüyor. Şikayet bile etmeye çekiniyorlar, çünkü Ar-Ge projesi verdiklerinde problem yaşamak istemiyorlar.
Kısacası, devletin/kamunun oyuncu olduğu, girişimciler ve özel sektör ile rol paylaştığı bir sektörde girişimci ve özel sektörün hiçbir kalkınma ve gelişme şansı olamaz.
Bir kişinin hem kuralları koyan, hem hakemlik yapan ve hem de oyunculuk yapan bir konumda olması ne kadar mantıklıdır?
Köylü çocuğu olarak bilirim ki ulu ağaçların gölgesinde fidanda bitmez, ot da bitmez!
Tekstilde neden Sümerbank ile değil de, özel sektör ile devam ettik? Sümerbank ile devam etseydik bugün tekstil, hazır giyim, ayakkabı sektörlerinde bulunduğumuz konuma Sümerbank’ı destekleyerek varabilirmiydik?
Bulunduğumuz bu otel (Büyük Efes Oteli-İzmir) özelleştirilmese, turizmde özel sektörün önü açılmasa, biz turizmde acaba ne halde olurduk? Turizmde gösterdiğimiz başarı çok açık:
84’de 2 Milyon turist, 99’da 7,5 Milyon, 2002’de 13 Milyon turist ve 2013’de 39 Milyon Turist ve 36 Milyar dolar turizm geliri!  
80 yılda 6 bin KM bölünmüş yoldan 11 yılda 17 bin KM yola özel sektöre iş vererek ulaştık!
Değerli dostlar,
Formül basit, devlet kuralları koyacak, Adil hakem olacak, ön açacak, Denetleyecek! AMA oyuncu olmayacak! Devletin oyuncu olduğu yerde ilerleme olmaz!
Öyle bir iklim oluşturacağız ki parası olan, fikri olan koşarak güven içinde Türkiye’ye gelecek ve burada iş yapacak! Akıllı insanlar gelip vatandaşımız olmak için sıraya girecekler. Amerika Birleşik Devletleri’ni güçlü yapan tek başına bunu başarmasıdır!
Devlet öncelikli gördüğü strateji konularda sipariş vererek sektörlerin oluşmasını/gelişmesini temin edecek.
Devlet stratejik ve öncelikli konularda özel sektör ile yarışmayan, temel araştırmalar yapan, güçlü araştırma merkezleri kuracak (mesela, Moleküler Biyoloji ve Genetik, İlaç ve Tıbbı Teknolojiler, Nükleer Enerji, Malzeme Bilimleri, Uzay ve Havacılık Teknolojileri, Nano Teknoloji, Biyo Teknoloji,...).
Kısacası, devlet ve kamu ekonomide oyuncu olmayacak, kural koyucu, adil hakem ve denetleyici konumda olacak.
Üniversite sistemini yenileyecek, dünyanın en iyi bilim adamı ve öğrencilerini çekecek.
Türkiye’de sanayici olmak çok zor ama inşaatçı olmak çok kolay, bunun değişmesi şart.
Devlet, Bilim, Teknoloji ve Üniversite Politikaları oluşturulmasını siyasi olarak en üst düzeye çekecek ve bürokrasiyi politika belirlemekten uzaklaştıracak.
Bu geçişleri de işleri aksatmadan tereyağından kıl çeker gibi yapacak.
Değerli dostlar, işte bizim bu konularla meşgul olmamız lazım.
Bu dönüşümleri hükümet tek başına yapamaz, iş dünyasının bu konuda çekinmeden siyasete, iktidarı ve muhalefeti ile yön gösterici olması lazımdır. Sizleri göreve davet ediyorum!
Son bir yılda Türkiye’nin kaybettiği zamana ve enerjiye yazık!
Türkiye’yi karıştırmak ve Ukrayna gibi, Mısır gibi sokak ayaklanmaları ile demokratik yollarla seçilmiş hükümeti devirme girişimlerine alsa geçit vermeyeceğiz.
Bu mücadeleyi verirken, asli işimiz olan Türkiye’yi daha müreffeh, daha demokratik ve huzurlu/güvenli bir ülke haline getirme görevimizden de asla vazgeçmeyeceğiz.
Bunlar tecrübeli bir politikacının sözleri değil, ömrünü bilim için, Türkiye’nin kalkınması için hayırlı evlat ve öğrenci yetiştirmek için harcayan bir Bilim Adamının, bir Girişimcinin, bir Babanın, bir Hocanın çağrısıdır.
Sayın Başbakanımızın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile başlayarak son 20 yılda Türkiye’de gösterdiği olağanüstü liderlik Türkiye’yi 3. Dünyadan aldı, bugüne getirdi!
Bugün 1. dünyaya dahil olmak da sayın başbakanımızın güçlü liderliği ile ancak mümkündür. Çünkü paradigma değişiklikleri ancak güçlü ve kararlı liderler ile olur. Aksi halde statüko ve bürokrasi müsaade etmez.

Sözlerime son verirken siz değerli dostlarımı tekrar saygı ile, sevgi ile selamlıyor, bu etkinliğimizin hayırlı olmasını diliyorum.

1 yorum:

  1. Yerinde ve çok dogru olan tespitleriniz ve temennileriniz inşallah gerceklesecektir. Sizler gibi kendisini bilim ve teknilojiye adamis Turkiyenin sanayilesmesine hem fikri hem de tecrubeleriyle katki saglamis acik yurekli ve cesaretli bilim ve sanayi adamlari bu yazidan feyz alir ümidiyle teşekkürlerimi arz ediyorum. Saygilarimla, Sait Karaca

    YanıtlaSil